Blog

Murat Ömür Tuncer

Sanat İnsanda Yüceliğe Ulaşma Arzusu Uyandırıyor

Bizlerin hayatın doğal akışına kapılıp gittiğimiz günlerden birinde tanıştım Muratla. Bir Ankara gezisi sırasında. Murat, Dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olan, aynı zamanda birleşmiş milletler tarafından destek verilen Junior Chamber International (Genç Liderler ve Girişimciler Derneği) tarafından düzenlenen’’The Ten Outstanding Young Persons of the World’’ kapsamında Türkiye’de ‘’Kültürel Başarı’’ alanında yılın en başarılı genci seçildi. Murat Ömür Tuncer genç bir besteci ve orkestra şefi. İnsana kendini, hayatı ve çevresinde olan biten birçok şeyi, sorgulamasını sağlayan bir havası var. İnsanları düşünmeye itiyor da diyebiliriz. Başarılı bir besteci olmanın yanında sıcak ve doğal bir adam. Buradaki doğallığı kullanırken yüzde yüzünden bahsediyorum. Gülerek, hatta çok gülerek. İçimizden geldiği gibi, sanki uzun yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi yaptık röportajı, hatta bazen röportaj olduğunu unutarak. Eğer gününüzün içinde doğal ve gerçek bir şeyler arıyorsanız ya da, Murat'a, müziğe, sanata ilginiz varsa, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. İçinizden geldiği gibi yaşayın, sanatla, ışıkla kalın. Keyifli okumalar dilerim!

Yeteneğini Keşfetme Sürecinden Biraz Bahseder Misin?

Müziğe çok erken yaşta başladım aslında, yedi sekiz. Bir şeyler biraz hem doğal akışında gelişti hem de ailemin yönlendirmesi söz konusuydu. Ancak o dönemlerde yeteneğim ve ne yapacağım keskin hatlarla belli değildi, yavaş yavaş parlayan bir süreçti. Romantik bir söylemde bulunmak istemem ama, bir şeye erken yaşta başlamanın oluşturduğu bütünlüğü hep çok içten tecrübe ettiğime inanırım. Birde şu var ki, hayatta her şeyin natürel gelişmesi gerektiğine inanırım, dolayısıyla hiçbir şeye derin anlamlar yüklemeyi sevmiyorum. Yeteneğimi nasıl keşfettiler, hiçbir fikrim yok. Bence asıl önemli olan, bir yeteneğin ortaya çıkmasından çok; senin ortaya çıkardığın şeyin, yetenek gibi nesnel değil de komple bir yaşam tarzı olarak vuku bulması. Beni asıl heyecanlandıran ve korkutan şey bu. Yoksa aslında milyonlarca müzisyen ve süper yetenekli tipler var. Seni beni bundan ayıracak şey yetenek mi? Sanmıyorum…

Beste yapmaya kaç yaşında başladın?

Aslında müziğe bir enstrümanist olarak başladım. Fakat içimde duyumladığım enstrümancı profiliyle, yapabildiklerim arasında uçurum vardı. Sanırım daha çok üretmek ilgimi çekti ve nedenini o zamanlar bilemiyordum. Bu biraz insanın yapısıyla alakalı olan bir şeydi. Tam olarak kestirmek mümkün değil ama kendimce anlatmaya değer keşiflerim vardı belki. 13 veya 14 yaşlarımda bir şeyler bestelemeye başladım.

Ben senin yazdığın besteye şarkı demem mesela, neye şarkı diyoruz? Neye sanat diyoruz?

Besteci kime denir? Türkiye’de çok eksik bilinen bir algı olduğundan, pek çok insana besteci diyoruz. Aslında literatürle ilgili bir sorun var. Şarkı yazarı (songwriter) ve besteci (composer) tamamen farklı şeyler. Besteciler, belli bir derinlik ve estetik kaygısıyla müziğe entelektüel bir kimlik kazandırabilen kimselerdir. Öncelikle yaşamın tamamını bir dışavurum olarak algılayalım. Hayatımızda yaptığımız bütün eylemler; mesela para kazanmak, kavga etmek, aşık olmak gibi, bu dışavurumun birer parçası. Bunlar içinde sanat en manyakça insan icadı detaydır diye düşünüyorum. Çünkü çok estetik ve insanda yüceliğe ulaşma arzusu uyandırıyor. Burada neyi sanat olarak adlandırdığımız da tamamen insanın beklentileriyle alakalı. En basit haliyle dinlediğin müzikten sadece neşe ya da keder gibi duygusal beklentiler içindeysen, onu sanat yapacak başka pek çok önemli dinamiği atlıyorsun demektir. Belki de dinlediğin şeyde bu dinamiklerden eser yoktur. Bunun dışında salt sanatı ayırt edebilmek için onun ne kadar sübjektif olduğuna bakmak lazım. Çok uzatmayayım ama ilgililer için Mimesis kuramı ve Kant’ın üçüncü büyük kritiği olan Yargı Gücünün Eleştirisi sanat hakkında fikirlerin pekişmesine yardımcı olabilir, bir başlangıç olarak.

Bizim Aklımızda Kalan Besteci Profili Yüzlerce Yıl Önceye Dayanıyor, Günümüzde Hala Bir Klasik Müzik Bestecisi Benzer Çalışma Disiplinlerini Mi Benimsiyor? Neler Değişti? Sen Bestelerini Nasıl Yapıyorsun?

Zurnanın zırt dediği yere geldik, biraz uzun olacak:

Şöyle bir şey vardır ya; ilham perileri. Bunu söyleyen insanlar görürseniz eğer o insanları ciddiye almayın ve koşarak uzaklaşın (gülüyor). Çünkü böyle bir şey yok, bu hiç gerçekçi değil. Yaşamımızda tabii ki üretmeye iten tetikleyici unsurlar olabiliyor, bunu inkâr edemem. Ben belki biraz materyalist yaklaşmayı tercih ediyorum, o kadar. Klasik Müzik deyinde aklımıza gelen isimler vardır ya Bach, Mozart gibi. Bunların yaptığı şeyle benim şu an yaptığım şey aslında çok farklı değil. Sadece iki yüz yıl insanlık için uzun bir süreç. Geçen sürede estetik algılar tamamen değişmiş durumda. Her şey çok çabuk değişiyor ve değişime ayak uydurmazsan, ölüyorsun. Günümüzde de müzik algısı sanatsal anlamda çok değişti. Benim müziklerimi dinlediğiniz zaman görünüş itibariyle klasik müzik gibi dursa da, tınısal olarak klasik müziğe çok benzemiyor tabi. İnsanlık tarihinden süzülerek günümüze ulaşan ve kulağa “hoş gelen müzik” söylemini karşılayan tınının, aslında tamamen algısal bir durum olduğunu ve bestecilerin çok uzun süre önce bu algıyı değiştirmeye başladığını söyleyebilirim. Popüler bir örnekle açıklayayım: Grosse Fuge adlı eser Beethoven’in sağırlık dönemine denk gelen oldukça baba bir eseridir.Grosse Fuge ilk defa çalındığında hiç olumlu tepkiler almaz. Hatta bazı aristokratlar Beethoven’in gerçekten sağır olduğunu ve artık yazamadığını düşünür. Fakat günümüzde bu müzik Beethoven’in başyapıtlarından biri olarak kabul edilir ve sır perdeleri hala tamamen aralanmış da değildir. Burada Beethoven amcamızın, çağının çok ötesinde şeyler keşfettiğinin altını çizmek lazım. Ama vurgulamak istediğim, aslında dinleyicinin algısının, bestecinin algısından çok daha eskiye ve geleneksel olana alışkın olduğu. Yeni çoğu kez kabul edilebilir değil. Bazen maalesef icracılar için bile. Günümüzde çağdaş bestecilerin yazdığı müziğe klasik müzik denmiyor. Bunun adı Yeni Müzik.

Burada ne oluyor derseniz; besteciler bir süre sonra alışılagelmiş kalıplardan sıkılıyor. Şimdi bir müzik düşünelim:

(Mozart’ın 40. Senfonisini mırıldanıyor.)

 ‘’diridit diridit diridit di, diridit diridit diridit di’’[hahahaha...]

Neden sonu diridit di? [hahahaha...]

Neden müzik oraya gitmek zorunda ve bu algı niye? Bunları sorgulamaya başlıyoruz. Bununla birlikte enstrümanlar da gelişiyor. Ama insan doyumsuz olduğu için her etapta daha da fazlasını istiyor. Bir yerde piyano evrimini tamamlasa bile bir besteci çıkıp diyor ki, ben bundan tatmin olmuyorum arkadaş, piyanonun içindeki tellerin arasına çiviler sıkıştıracağım. Biri diyor ki ben kemanın yayındaki kılları kullanmadan tahta kısmına vurarak çalacağım. Bir diğeri piyanonun kapağına vuracağım vs. Nasıl bir kibir, yetememezlik ve doyumsuzluksa artık (gülüyor). Sürekli daha fazlasını ve daha fazlasını istediği için, müzikte sürekli gelişiyor belki.

Harflerle açıklayalım:

Ortada bir‘’Pa’’sesi var mesela; artık besteciler bu “Pa” sesinin etrafını inşa etmeye başlıyorlar. İkiyüz yıl önce “Pa” iken şimdi ‘’pPuğaavhhf..’’diye eviriliyor.  [ahhahaha…]

Bunlarla birlikte bestecilerin hayatları da çok değişti. Beethoven, anılarında da yazdığı üzere, sürekli evinin yakınlarında olan Kahlenberg Ormanı’nda gezintiye çıkarmış. Dolayısıyla biz onun müziğinde bazen o ormanı nesnelleştirebiliriz. Ya da Mozart’ın müziğinde belki Viyana saraylarındaki perukalı adamlarla korseli kadınların vals yaptığını hayal edebiliriz.

Şimdiye gelecek olursak; sokağa bakın! çarpık kentleşmeler, trafik, arabalar, her hafta kendini yenileyen trendler, köküne kadar politikleşen yaşamlar. 50 yıl sonra 100 metrekare büyüklüğünde bir güneş paneliyle gezegenin tüm enerji kaynağının sağlanabileceği konuşuluyor mesela. Benim tecrübe ettiğim çağ ve kendi yaşamım müziklerime rehberlik ediyor. Mitolojik bir karakterin aşkını anlatmak yerine, yaşamsal tecrübelerim tetikleyici oluyor. Çünkü kendimden başka daha iyi anlatabileceğim bir şeyim yok. Çalışmaya başlamadan önce uzun bir düşünme sürecim oluyor. Örneğin beş dakikalık bir müzik için beş altı aylık bir düşünme sürecinden geçebiliyorum. Bu sürede müziğimle paralel olabilecek pek çok şeyi araştırıp, çeşitli okumalar yapıyorum.

Hiçbir şey yapmadan mı düşünüyorsun?

Evet, müzik adına bir şey yapmıyorum. Sürekli notlar alıyorum. Aldığım notları odamın duvarına asıyorum, üzerine düşünüyorum, pekiştiriyorum. Bu o kadar hayatımın merkezinde oluyor ki, bazen sosyal yaşamın gerçekliklerini kaybediyorum. Müzik dışında her şey artık çok arka planda çalışmaya başlıyor. Beynimin içinde karşı koyulamaz bir şekilde üzerinde çalıştığım müziğim dolanıyor. Bazen fazla sapıtıyorum; halının üzerindeki sigara yanığı ya da sokakta bağıran bir adam bana müziğimle ilgili bir şeyleri çağrıştırabiliyor. Hayatımın odak noktası haline geldiği için böyle olduğunu biliyorum ve bu durumu doğal karşılıyorum. Tabi burada felsefenin de biraz yardımı dokunuyor. Bana göre felsefe dünyada insanlığın yapabileceği en iyi şey. Olmazsa olmaz. Felsefeyi bir üst taban olarak düşünün. Altında bir sürü dallar, sarmaşıklar var. Onlardan bir tanesi de müzik bana göre. Felsefeci insanların yaptığı şey nedir? Evreni anlamak, hayatı anlamak ve bunları sorgulamak. Hepsi aynı şeyi arıyor. Sadece formülleri farklı. Ben de bu noktada ilgimi çeken kısımları alıp, yolumu bulmaya çalışıyorum. Müzikal algımın etrafında hep bunlara yer vermeye çabalıyorum. Ve bunların bir kısmının da fantezi olduğunu gayet biliyorum. Devamında da geriye teorik yaklaşımlar ve iş gücü kalıyor. Çok çalışıyorum ama meşgul değilim. Türkiye’de herkes o kadar meşgul ki, hani tanımasam ve insan profilinin öyle olduğunu varsaysam, herhalde her şeyin en iyisinin burada yapılıyor olduğuna inanabilirdim. Çok ilginç, herkes meşgul ama tık yok.

Sence İnsan İçindeki Yeteneği Nasıl Keşfeder?

Genel olarak bunu cevaplamam imkânsız ama kendi adıma cevaplayabilirim. Demiştim ki, milyonlarca yetenekli müzisyen var. Ama Tarantino’yu ayrıcalıklı kılan, onu o yapan şey ne? Sanat dediğimiz şeyin bir dışavurum olduğunu söylüyoruz ya. Bir şeyi dışa vurduğun zaman bu insanlar tarafından anlaşılır oluyor. Ama bunun bir yaşam tarzı olması, insanlar tarafından hiç anlaşılmıyor. Örneğin sen Beethoven’in Moonlight Sonat’ını dinlerken mest olabilirsin. Ama Beethoven ile beş dakika yan yana oturamazsın. Çünkü onun kendi hayatı ve dışa vurduğu şeyin insanlar tarafından anlaşılması inan çok güç. Böyle uç tiplerden örnek veriyorum, sadece anlaşılır olsun diye. Yoksa mukayese yapmayı sevmem. Senin sistemin dışına çıkman kabul görmüyor. Hele ki bunun sırf sistemi delmek için değil, gerçekten öyle olduğun için yapıyorsan tam sıçtın. Pek çok kez okul değiştirdim, başarısız bir öğrenci oldum, dayatılan hiçbir şeyi oluş biçimime oturtamıyorum. Bu gerçekten çok yorucu. Neyse, gecenin 3’ünde röportaj yaptığın biriyim sonuçta. Ama bak natürel gelişti her şey, ne güzel oluyor böyle. Bu anları seviyorum! Yeteneğimin nasıl keşfedildiğini bilemem. Benim hayatımda hiçbir şey aniden gelişmiyor, hep belli süreçler içinde var oluyorum.

Müzik Ve Yaşamın İç içe. Ancak İkisi Arasında Nasıl Bağlantı Kurabiliyorsun?

Bu sorunun cevabı anlattığım şeylerin tümüyle doğru orantıda gidiyor. En eski klişelere gidelim. Hatta ilkel olacak kadar eskiye. Modern yaşama ayak uyduruyorum, saçımı kesiyorum, sakal tıraşı oluyorum, parfüm sıkıyorum. Ama ruhum birmağara adamı gibi yaşıyor. Sanatı ve diğer şeyleri kenara bıkalım. Benim temel görevim ne insan olarak? Ben geldiysem ve yaşam döngüsünün minik bir çarkıysam eğer yapmam gereken şey yaşamda kalabilmek, hayatı öğrenmek, belki zamanı gelince tohumlarımı bırakmak ve tamamlanmak. İnsandaki bilinç bunların etrafını süslüyor birazcık. Ancak bu bilincin sınırlarının olması da insanı evrenin gözünde komik bir duruma düşünüyor. Müziğimi de, bir mağara adamı olarak, mağara duvarlarına çizdiğim resimler olarak düşünebilirsin. Şaka bir yana, ben müziği görsel bir şey olarak algılıyorum. Kafamın içinde tarif edemeyeceğim görsel imgeler oluşturuyorum. Örneğin, bir bardağı tutup masadan kaldırırken, arkasında bıraktığı gölgeyi gözlemliyorum ya da onu hayal ederek bazen kopuyorum. Bu tip şeylerden büyük keyif alıyorum. Fantezi kuruyorum da diyebiliriz. Zaten bazen yeni müziği çok ilkel bir şeymiş gibi de algıladığım oluyor. İlkellikten kastım negatif bir yargı elbette değil. Yalnızca bir şeyin en eskisi, onu en iyi ifade edebilen şeydir gibi geliyor.

Birazda Gelecek Planlarından Bahsedelim?

Hadi bakalım, gerçeğe döndük (gülüyor). Yeni çalıştığım bir müzik var. Bir orkestra müziği yazıyorum, bunun isminin önce ‘’Cosmos’’ olmasını düşünmüştüm daha sonra ‘’Interval’’ olarak değiştirdim. Bu müzik senfoni orkestrası dediğimiz bir orkestra için yazılıyor. Yaklaşık altı yedi aydır çalışıyorum, bitmesine de çok var gibi duruyor, belki birkaç yıl. Bu müzik benim için bir yerden başka bir yere geçtiğimi, bir süreci tamamlamaya yaklaştığımı hissettiriyor. Bunun dışında geçmişte yaptığım bazı işlerimi değerlendirmek üzere bazı projelerim var. Bunlar arasında en gurur duyduğum şeyi, bu içten sohbetimizin şerefine ilk kez senle paylaşmak isterim. Yazdığım eserlerin notalarını, yabancı bir yayınevi bastırmak ve haklarını güvence altına almak istiyor. Bir müziğin yıllar içinde kaybolmaması ve erişilebilir olması için, onun basılması şart. Henüz resmi süreç tamamlanmadığı için detayları vermeyeyim. Ancak bir “Published Composer” olmak, tanrım çok heyecan verici! İlk etapta yazdığım dört eser birden basılacak ve satışa sunulacak. Bunu kitap yazmak ve dört kitabının aynı anda basılması gibi düşünebilirsin.

Son Olarak Klasik Müzik Dışında Neler Dinliyorsun? Kimleri Takip Ediyorsun?

Çok fazla müzik dinlemem. Güncel olarak takip ettiğim müzisyenler arasında Jacob Collier ve Cory Henry sayılabilir. Bunun dışında sıkı bir Micheal Jackson hayranıyım. Björk, Art Tatum, The Doors, Ray Charles ve Tom Waits şu an aklıma gelen ve dinlemekten keyif aldığım müzisyenler. Popüler müzik neredeyse hiç dinlemem, bilmem bile hatta. Türkçe hiçbir şey dinlemiyorum.

 

Murat Ömür Tuncer’i daha yakından tanıyıp takip edebileceğiniz ve müziklerini dinleyebileceğiniz sosyal medya hesaplarını not edelim:

Onedio: https://onedio.com/haber/tohumun-potansiyeli-agac-olmak-basarilariyla-bizi-gururlandiran-besteci-murat-omur-tuncer-769790

Youtube: https://www.youtube.com/c/muratomurtuncer

Instagram: https://www.instagram.com/muratomurtuncer/

Facebook: https://www.facebook.com/muratomurtuncer

Bu blog ile alakalı daha fazla bilgi almak için e-mail adresinizi yazabilirsiniz.
Bensu Tekin

Bensu Tekin

[email protected]

Yaşar Üniversitesi - Halkla İlişkiler ve Tanıtım

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar 0

Giriş Yapın! Yorum yapmak için giriş yapın..